->
Benim de hakkında uzunca bir yazı yazdığım kavram olan Lovemark teriminin yaratıcısı Saatchi & Saatchi’nin CEO’su Kevin Roberts ile Oylum Çağan’ın yaptığı bir röportajı siteme koymak istedim.
Tabi ki bir kısmını koyacağım geri kalanına yazının sonuna verdiğim linkten Oylum Çağan’ın web sitesinden bakabilirsiniz.
Saatchi & Saatchi’nin CEO’su Kevin Roberts önce “reklamcılık öldü” dedi. Sonra “bildiğiniz marka kavramını çöpe atın, aşk markası değilseniz hiçsiniz” dedi. Hatta ‘Lovemarks’ adında bir de kitap yazdı. Markaya aşık olma fikri önce biraz tuhaf gelse de hem reklamverenler hem de reklamcılar, tüketicilere markalarını sunarken eksikliğini hissettikleri şeyin ne olduğunu keşfetti: AŞK. Artık reklamların çoğu o markanın bize ne kazandıracağı değil, ona ne kadar aşık olabileceğimiz üzerine kuruluyor. Roberts, MediaCat’in 9 Kasım’da düzenleyeceği Lovemarks Konferansı’na katılmak için Türkiye’de olacak. Roberts, Türkiye’ye gelmeden önce ilk röportajını Milliyet İK’ya verdi.
“Reklamcılık 20 yıl önce öldü, fakat kimse bunun farkında değil” demiştiniz. Reklamcılık neden öldü ve eğer reklamcılık öldüyse şu anda yapılan ne?
Bildiğimiz reklamcılık öldü. Kitle pazarları, kitle iletişimi ve tüketici hassasiyetleriyle birlikte öldü. Eski günler, markanın kral olduğu ve aynı akıntıda yüzen esir tüketici sınıflarına hükmettiği, ‘altına hücum’ günleriydi. Reklamcılık aptalca, sıkıcı ya da aşağılayıcı olabiliyordu ve yine de bu şekilde devam edebiliyordu. Tüketiciler, açıkça boyun eğmeye zorlanıyordu. Bu günler tarih oldu. Geçtiğimiz 10 yılda teknoloji ve sisomo (görüş, ses ve hareket) tüketicileri liberalleştirdi. Güç, büyük markaları terk etti, perakendecileri düz geçti, tüketicilerin kalplerindeve ellerinde toplandı.
Dünyada artık istekler ön planda ve bu iyi bir şey. Tüketiciler, hangi enformasyonu ve eğlenceyi istediklerine karar verdiler, bu da iyi bir şey. Bunun anlamı, insanlarla bağlantılı, çekici olmalı ve insanların hayatına dahil olmalısınız. Ürünün sunduğu avantajlar sıralanarak tüketici yaylım ateşine tutulmamalı. Reklamcılık gurusu David Ogilivy olayı çok iyi anlamış ve şöyle demiş: “Tüketici moron değildir, sizin karınızdır.” 2006 yılında karınızın hayatını güzelleştirmek için üç saniyeniz var yoksa hayatınızdan çıkıp gider. Şimdi ona pislik mi fırlatacaksınız yoksa onunla sevişecek misiniz? Oyunun adı artık, aşk markaları yaratmak.
Aşk markası kavramını tanımlar mısınız?
Aşk markaları, insanların onlarsız yaşayamadığı karizmatik markalardır. Marka, doygun bir fikirdir. Aşk ise çok boyutlu, sırrına erişilmez güzellikte bir şey. İnsanlar markalarla iş yapmak değil ilişki kurmak istiyor, her temas noktasında, her şeyle, herkesle, her yerde, her zaman. Tüketiciler, avantajların, niteliklerin, performansın, işlevselliğin ve pazarlamacıların üzerlerine attığı kürek dolusu tüm o rasyonel ıvır zıvırın ötesine bakıyor. Bir markayı ellerinden alın, insanlar yerine bir başkasını bulur. Ama bir aşk markasını ellerinden alırsanız ayaklanma yaratırsınız. Bir tüketicinin iPod için söylediği gibi: “Bu makineye aşığım ve onunla yatabilirim.”
Devamı için; http://oylum.cagan.org/karinizin-hayatini-degistirmek-icin-3-saniyeniz-var