Arşiv

‘Marketing-Pazarlama’ Kategorisine Ait Arşiv

Neden Markaların Akıllı Telefon Uygulamaları Web Sitelerinden Daha Kullanışlıdır?

Mayıs 20th, 2011 2 yorum

Uzun zamandır bu konu hakkında bir şeyler yazmak aklımdaydı en son Mothercare mobil satış sitesini görünce hızlıca yazmak istedim.

Çoğu markanın web sitesinde aradığımız şeyi bulmak için çok çaba harcarız. Sitenin altını üstüne getiririz ama bulmamız gereken şeyi kısa sürede bulamayız. Bunun en önemli nedeni de öylesine yapılan web siteleridir. Marka sadece sitem olsun diye site yaptırınca ortaya belki görünüş olarak güzel ama kullanıcı deneyimi açısından felaket bir site çıkar.

Aynı marka bak şu marka iphone uygulaması yaptırmış biz de yaptıralım der, sitenin yanına birde iphone uygulaması gelir.

İşte kritik nokta burasıdır, sitesi geniş olduğu için her şeyi koymak isteyen marka bu sefer ajans tarafından şu soruyla karşı karşıya kalır?

Bu uygulama içerisinde her şeye yer veremeyebiliriz bu açıdan siteniz için en önemli noktalar nelerdir sorusu gelir markaya?

O zaman marka düşünür sitenin en önemli artılarını, sadece kullanıcının kullanmasını istedikleri noktaları belirtirler ve ortaya kullanışlı bir iphone veya akıllı telefon uygulaması çıkar.

En önemli soru neymiş o zaman? Benim sitem ne için var? Ben kullanıcıların en çok neyi kullanmasını istiyorum? En büyük artım ne? İşte bu soruların cevabını lütfen web siteleriniz içinde veriniz sevgili Markalar.

İşte bunu yaptığınızda ortaya çok kullanışlu hedefe yönelik web siteleri çıkacaktır!!!

 

 

Geleneksel Mağazacılık Anlayışı ve İnternet Satışına Entegresi

Mart 31st, 2011 5 yorum

Daha önceden bir yazımda Online Pazarlama ve Mağaza Bağlantısına değinmiştim.

Hazır son günlerde fazla sayıda e-ticaret projesi yayına giriyorken ve markafoni, trendyol gibi sitelerin etkisiyle şimdiye kadar geleneksel mağazacılık anlayışıyla çalışan şirketler online alanda satışa yatırım yapıyorken bu firmalara yurtdışından bir kaç örnek gösterelim diyorum.

İnternet üzerinden tekstil satışı ülkemizde son 2 yılda daha çok konuşulur oldu. Bunun başlıca nedeni de aslında internetten kimsenin tekstil ürünü satın almayacağını düşünen kişilere özel alışveriş sitelerinin bunun yapılabileceğini göstermesiydi.

2011 başından itibarende artık bu alana boyner,vakko gibi firmaların girmesi ve onlar dışında da direkt satış alanında internet satış siteleri açılmaya başlandı.

İnternet üzerinden tekstil ne gibi yollarla satılabilir?

Özel alışveriş kulüpleri vasıtasıyla indirimli olarak satılabilir, ya da her hangi özel bir indirim olmadan internet üzerinden direkt satış olarak yapılabilir.

Daha bunları yeni yeni konuştuğumuzdan mağazacılık ile online tarafın bağlantısını nasıl yapabiliriz gibi konular pek konuşulmuyor çünkü hiç bir markanın mağaza stoğu ve internet stoğu veya mağaza personeli ile internet satış personeli birbiriyle entegreli bir şekilde çalışmıyor.

Macys mağazalar zincirini belki bileniniz vardır. Zaman zaman iyi indirimler yapan bir çok markayı bünyesinde bulunduran bir mağaza zinciridir. Hem online tarafta satışı hem de  mağazaları mevcuttur.

Şimdi örneğimize gelelim, Macys satışa sunduğu ürünlerin stoklarını iki satış kanalına da iyi bir şekilde entegre etmiş.

Dockers örneğini inceleyecek olursak, dockers’ın her hangi bir ürününe girildiğinde sepete ekle tuşunun hemen altında mağazada bul tuşunu görebilirsiniz.

 

macys dockers

 

 

 

 

 

 

 

Mağazada bul tuşuna bastığınızda ise karşınıza şu ekran çıkıyor ve sizden zip kodu veya şehir belirlemenizi istiyor,

 

macys dockers 1

 

 

 

 

 

 

 

Şehirinizi belirleyip aradığınızda da karşınıza o an ürünlerin size yakın hangi mağazada bulunup bulunmadığını, mağazanın size olan uzaklığını,haritada adres tarifini görmeniz mümkün.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Kısaca özetlemek gerekirse satış satıştır, mağazada yapılan satış ile internetten yapılan satışın bir farkı yoktur. Macys örneğindeki gibi iki kanal iyi bir şekilde entegre edilebilirse satış miktarları artar.

Ne zaman ki internet üzerinden satış yapılan kanala açalım siteyi dursun kenarda diye bakılmaz, gerçekten bir mağaza gibi bakılıp özen gösterilir ise işte o zaman ülkemizde internet sektörü çok daha fazla gelişir.

Nasıl tabelası kırık,ürünlerin dört bir yanda olduğu mağaza açılmıyorsa internet sitesi de yarım şekilde açılmamalıdır.

Yazıya Gelen Yorumlar;

Yazı friendfeed’e düştükten sonra çok güzel yorumlar geldi, onları da eklemeden olmaz.

Türkiye bu konuda biraz geriden geliyor maalesef, mağazalar internet bacağını, internet bacağı da mağazaları kendine rakip görüyor. Buna benzer uygulamaları Türkiye’de de sıklıkla görebilmek için kaynağa dönüp, performans/prim sistemlerinden başlamamız gerekiyor. Bu çatışmayı daha önce çalıştığım iki büyük holding grubunda da yaşamıştım. - Y.Emre GÜZER

Biraz Banu Alkan tarzı olacak ama, internet’te açılan dükkanı da benzer kriterler altında değerlendirmeyi unutmamak gerekir. Açılış maliyetleri, başabaş noktası gibi ölçütleri herkes biliyor. Stok devir hızı, vitrinde (ilk ekranlarda) yer alması gereken ürünler, ikinci-üçüncü kez gelen müşteri sayısı, diğer mağazalara (taş-tuğla olanlara) yönlendirme kapasitesi gibi ölçütlerin de (ki bunlardan onlarca var) hesaba katılması gerekiyor artık. Özellikle taş-tuğla kökenli mağazacılıktan gelenler, “tamamlayıcı” etkisini daha iyi kullanmalı. . - Uğur Özmen

yazı çok iyi bir yere temas ediyor.Özellikle şu kısımlar önemli bence. “Kısaca özetlemek gerekirse satış satıştır, mağazada yapılan satış ile internetten yapılan satışın bir farkı yoktur. Macys örneğindeki gibi iki kanal iyi bir şekilde entegre edilebilirse satış miktarları artar. Ne zaman ki internet üzerinden satış yapılan kanala açalım siteyi dursun kenarda diye bakılmaz, gerçekten bir mağaza gibi bakılıp özen gösterilir ise işte o zaman ülkemizde internet sektörü çok daha fazla gelişir.” Birçok tekstil ve giyim firmalarının hemenal’dayken e-ticaret sitelerini erpleriyle entegre ederek e-ticaret sitelerini yaptık.Bu markaların ilk sorusu perakendemi vurur mu? sorusu oldu.Özellikle en çok direnenler şube müdürleri idi,malum prim yapısından dolayı.Biz de burada hep dedik ki satış satıştır.

Bir büyük markayla örnek vereyim istiyorsan yazınla ilgili,bu firma Türkiye’nin en büyük 3 ayakkabı oyuncusundan birisi,Erpsini de entegre ettik,gayet stabil çalışıyor,ayrı depo açtık stok-caride çok iyi satışları var (Ziyaretçinin alım adetlerine ve ticket sizelarını dikkate alarak söylüyorum).En sıkıntılı durum mağaza müdürlerinin ellerinde olan malı (ki satamamışlar stoklarında duruyor.) kendi e-ticaret sitelerine vermek istememeleri.Çünkü prim alamayacaklarını düşünmeleri ki firma bunun için ekstra prim de veriyor mağazaya.Her zaman düşünmüşümdür senin bu modeli Türkiye’de uygulayabilecek zengin ürün gamına ve şubeye sahip kim var diye,baktım ki evkur var :) ama onda da senetle satış almış başını gitmiş,sıcak bakmıyorlar :) Yine Macys’in aynısını Yabancı bir ayakkabı markasının Türkiye Ofisine önermiştim ama elde var sıfır.Aşılacak inşallah ben hep şöyle düşünüyorum açıkçası 2005-2006′da kaç adet stok cari entegrasyonlu site vardı,şimdi kaç tane var,inşallah macys benzeri projelerde 3-4 sene sonra çok büyük şube ağı olan şirketler için elzem olacak,kaçış yok,projeyi yapan da çok iyi kazanır düşüncesindeyim :) o da ayrı mesele,tekrardan teşekkürler,valla ileriye dönük projeksiyon bir yazı olmuş :)Ali Aygün

Ali ‘nin dediği gibi mutlaka bir gün yapacaklar ama mağaza stoklarını düzgün bir şekilde anlık takip edebilen o kadar az sayıda firma var ki , Bunun nedeni e-ticaret öncesi yazılım altyapısına önem vermemeleri veya yatırım yapmamalarından kaynaklanıyor Zamanla E-ticaret yazılım altyapıları – ERP yazılım Altyapıları – CRM altyapıları tamami ile bütünleşecektir. Ama biz bunu görsekde sektörün oturması zaman oluyor elbette - Taner Kayman



 

Ahmet Durul’un Kitabı Kovadaki Okyanus Çıktı

Mart 7th, 2010 5 yorum

Ahmet hocamı gerçekten çok severim, Pazarlama konusunda ufkumu açan, yeni bakış açılar kazandıran, şu an bulunduğun duruma en çok katkısı olan isimlerden birisidir kendisi.

Onunla sohbet etmek, bambaşka Dünyalara gitmektir, engin deneyiminin çok az kısmını dinlemek bile size büyük tecrübeler katar.

Türkiye’de reklam alanında en eski ve en usta isimlerden biri olan Ahmet Hocamın yepyeni kitabını duyurmaktan onur duyuyorum.

1 günde bitirebileceğiniz, sizi başka Dünyalara götürecek bambaşka bir kitap.

Okumanızı mutlaka tavsiye ediyorum, işte kitabı satın alabileceğiniz link http://bit.ly/AhmetDurul

Keyifli okumalar…

El Yazısı ve Önemi

Şubat 5th, 2010 1 yorum

Hayatımız gün geçtikçe daha da elektronik hale geliyor.

Artık msn’den, gtalk’tan selam verdiğimiz konuştuğumuz arkadaşlarımızı gerçekte görmeye gerek duymuyoruz. Görüşmüş sayıyoruz.

Özel günlerde 20 kişiden aynı mesajı, e-postayı alıyoruz. Mektupmuş, kartmış bunlar zaten geçti.

Geçti ama bir şey az olduğunda değerli olur ya, elmas gibi, işte bu zamanlarda mektup atan, el yazısı ile kart yazan şeyler daha çok dikkatimizi çekiyor.

Nereden geldi aklıma bu yazı?

Mest rakı sayesinde geldi, bugün ofise güzel bir kutu geldi. İçini açtığımda güzel elle yazılmış uzun bir not, güzel bir rakı şişesi ve bardaklar vardı. Her şeyin özenle yapıldığı çok belliydi.

Yüzümde gülümseme yarattı mutlu oldum. Mutlu eden rakı, bardak değildi, mutlu eden bir markanın samimi, elle yazılmış iletişimi idi.

Teşekkürler Mest Rakı.

Online Reklamcılığın Etkisini Mağazada Ölçmek

Ocak 25th, 2010 7 yorum

İnternet reklamcılığının en büyük avantajının ölçümlenebilmesi olduğunu devamlı söylüyoruz.

Sadece internet üzerinden satış veya üyelik toplayan markalar için ROI (return of investment) yani yatırımın geri dönüşünü hesaplamak daha kolay.

Peki hem offline hem online platformu bulunan ama offline satış ağırlıklı tekstil sektörü için veya bu durumda bulunan büyük FMCG markaları için online reklamcılığı nasıl ölçümlenebilir kılabiliriz sorusuna daha fazla cevap bulabildiğimiz zaman bu markaların online reklama daha çok para yatırmasını sağlayabiliriz. Devamını oku…

Geleneksel Reklamcılar Sizin de SEO’ya İhtiyacınız Var!

Kasım 24th, 2009 3 yorum

Çok mu iddialı bir başlık oldu:) Muhtemelen yazıya tıklayan kişiler devamını merak ediyorlardır. En azından nereden böyle bir bağlantıyı çıkardım merak ediliyordur:)

Arama motoru optimizasyonu bir sitenin arama motorlarında istenilen kelimelerde daha iyi sıralamalar elde etmesi en basit tabiriyle konusuyla ilgili bir şey arandığında bulunması için yapılan çalışmaların bütünüdür.

Ülkemizdeki markalar bu işi çok fazla önemsemiyor yani kendi sitesinin adını yazdığında bulunması bazı markalar için yeterli olabiliyor. Genelde de bu gibi çalışmalarla ya Pazarlama’dan, ya BT’den birileri ilgileniyor. Bu gibi çalışmalar için kendi içinde kaynak yaratamayan yerler ise SEO Danışmanlığı alıyor.

SEO denince hep akla ilk önce teknik detaylar, site üzerindeki basit çalışmalar, url yapısının arama motoru dostu yapılması vs. gibi şeyler geliyor.

Aslında SEO bunların hepsinden çok daha fazlasıdır, geniş düşünme gerektirir.

Geleneksel reklam mecralarını kullanan markalar ise site isimlerini yazsa bile sitelerini optimize etme gereği duymazlar. Genelde site yapıları flash’tır. Çok umursanmaz yani.

Bana kalırsa bu inanılmaz büyük bir hatadır, TV,Radyo,Gazete gibi mecraları kullanan bütün marka yöneticileri SEO’dan az da olsa anlamalı, hatta bu projeleri hayata geçirmeden SEO konusunda danışmanlık almadan sitelerini açmamalılardır.

Neden mi?

Bir bankada pazarlama departmanındasınız, yeni bir kredi çeşidi çıkartıyorsunuz. Adı da Çelik kredisi olsun (çok kötü salladım:)) Reklam çalışmalarına başlandı, TV için çekimler yapılıyor, dergi, gazete için hazırlıklar yapılıyor. Milyonlarca dolar daha reklam çıkmadan harcandı. Sonra TV,gazete,dergi derken her yerde reklamlarınız çıktı. Harcadığınız rakam toplamda 5 milyon dolar oldu diyelim.

Tüketiciye ulaştınız her şey harika, insanlar reklamı televizyonda akşam gördüler, prime time’da reklam çıktınız, en iyi gazetelerde reklam verdiniz. Tüketiciye ulaşma işlemi tamam. Herkes gördü, merak etti.

Eeee sonra?

Marka bilinirliği, kampanya bilinirliği tamam. Tüketici merak etti neymiş bu dedi. Malum reklamda her detay yok.

Hemen girdi internete, google.com.tr’ye, tüketici Çelik kredisi yazdı bilgi almak istiyor çünkü. Karşısına ne çıktı peki?

Hiç bir şey:) Evet kişi o krediyle ilgili netten bilgi almak istedi ama karşısına bankanın ürünüyle ilgili sitesi çıkması gerekirken o kredi çeşidiyle ilgili insanların tartıştığı bir forum çıktı. 2. sıraya bakıyoruz yine başka bir site.

Markanın sitesi kaçıncı sırada acaba, ilk sayfada 7. 8. falan.

Bilgi almak isteyen tüketici ilk 3 sıra ilgi çektiğinden forumlara girdi. Bir de ne görsün, herkes çelik kredisi hakkında konuşuyor. 2-3 kişide çok kötü konuşmuş. İşte TV,dergi,gazeteye yatırdığınız 5 milyon doların bittiği nokta.

Google Dünyasındayız artık, insanlar istedikleri bilgiye hemen ulaşmak istiyorlar, telefon etmek, bankaya gidip sıraya girerek bu bilgiyi almak zor iş. İnternet dibinde, hemen arama yap, öğren.

Kendi ürünüyle ilgili en iyi bilgiyi marka verebilir, başka sitelerde çok alakasız konuşmalarda olabilir, belkide tüketici hiç yoktan yere yanlış gördüğü 1-2 bilgiden dolayı kredi hakkında daha çok bilgi almaktan vazgeçti.

Peki şöyle olsa nolurdu?

Marka bu krediyi çıkarmadan, içerideki online pazarlama departmanını toplasa (varsa tabi), böyle bir kredi çıkartacağız, ürün sayfamızı hazırlayın, arama motoru dostu şekilde her şeyiyle yapılsın dese. Ürün çıkmadan sayfa hazır olsa ve reklam başladığında tüketicilerin bilgi için başvurduğu ilk sonuç markanınki olsa kötü mü olur?

Bence gidilmesi gereken nokta bu, SEO önemlidir, arama motoru reklamcılığı önemlidir.

SEO’dan ürünü desteklediğiniz kadar, AdWords kampanyaları ile de doğru noktada olmalısınız.

360 derece Pazarlama dediğimiz olgunun böyle yapılması gerekiyor bence.

not:uzun zamandır yazamadım, çok üzülüyordum. Şimdi rahatladım:)

Devlet 2.0 – Bir Ülke İnterneti Nasıl Etkin Kullanabilir? (Örnek Olay)

Temmuz 30th, 2009 3 yorum

Az önce blog.linkedin‘e göz atarken okuduğum bir yazı oldukça ilgimi çekti.

Amerika hükümeti KOBİ’lerle  (küçük ve orta ölçekli işletme) ilgili bir sağlık reformu açıkladı.  Yeni reformda küçük ve orta ölçekli iş yeri sahipleri ve çalışanlarının daha iyi sağlık bakımı almaları için yapılması düşünülenlerle ilgili bir rapor yayınlandı. Buraya kadar herşey normal.

Obama bu rapor ile ilgili kobi’lerin düşüncelerini almak istemiş. Bunun için seçilen yer ise Linkedin . Malum linkedin içerisinde fazla sayıda işyeri sahibini barındıran bu iş için harika olabilecek bir yer.

CEA ( The Council of Economic Advisers) başkanı Christina Romer, linkedin’de bununla ilgili bir soru sordu. Bu şekilde iş yeri sahiplerinin görüşlerini rahatlıkla alabileceklerdi.

Benim şu an gördüğüm kadarıyla soruya 1574 adet yanıt geldi.

Obama interneti etkin kullanmaya devam ediyor.

Bence harika bir uygulama olmuş, tamamen hedefli, doğru yerde sorulmuş bir soru ve karşılığında alınan binlerce yanıt. Bundan daha güzel feedback olur mu? Raporun eksik yönleri gelen yorumlardan sonra çok daha iyileştirilebilir.

Belki bizim için çok kolay gelinebilecek noktalar değil ama Amerika dışındaki diğer ülkelerinde artık interneti aktif olarak kullanabilmeyi ciddi şekilde düşünmeleri lazım.

İnternette Kriz Yönetimi

Temmuz 18th, 2009 3 yorum

İnternette Kriz Yönetimi

En son yazdığım “İletişim Kanallarını Açık Tutmak” isimli yazıma, sevgili Uğur Özmen’den çok güzel bir yorum geldi. Uğur abi son yıllarda çokca karşılaştığımız marka karalamalarına karşı internette nasıl tavır alınmalı, onun hakkında yazar mısın diye rica etmiş. Öncelikle çok güzel bir konuya değindiği için teşekkür ederek yazıma başıyorum.

LCW, Coca Cola, Danone ve daha bir çok büyük marka hakkında son yıllarda internet üzerinden karalama kampanyaları yapıldı, milyonlarca kişiye e-postalar gönderildi ve bütün bunların sonucunda belki kısa dönemli de olsa markalar zarar gördü. İnternette özellikle dedikodu mahiyetinde haberlerin, büyük markalar hakkında çıkan şehir efsanelerinin yayılma hızları inanılmaz.

Peki bu yayılma süreci nasıl işliyor ve bu süreçlere nasıl müdahele etmeli neler yapmalı?

Bu sürecin başlangıcında muhtelemen birisi bilgisayarının başında sıkılır, veya her hangi bir markadan dolayı canı yanmıştır kendine öylesine bir isim bulur, bir marka hakkında bir efsane uydurur, sonrasında internette gönderdiği kişiler zaten bunu e-posta listelerindeki insanlarla paylaşarak işi iyice büyütür.  Muhtelemen 2-5 gün içerisinde e-posta ilk gönderen kişiye geri döner, o kişi de keyifli keyifli güler:) (Bu senaryo genelde markalar hakkında asılsız iddiaların çok olmasından dolayıdır, bu yüzden bu olumsuz durumu ele alıyorum, eğer bu e-postadaki iddia gerçekse ve kanıtlanabiliyorsa markanın kabul etmek ve pazar payı kaybını kabullenmek dışında yapacağı fazla bir şey yoktur)

Kendisine X markası hakkında e-posta gelen bir kişi son yıllarda bu tarz iddiaların çok olması sebebiyle muhtelemen hemen inanmayacaktır. Ve anında google.com’a girip marka adı+sahtekarlık-böcek-şuna satıldı gibi aramalar ile bilgi edinmek isteyecektir. Yani internet kullanıcısı e-postayı aldığı anda veya haberi duyduğu anda hala yenik sayılmayız. Durum şimdilik eşit. Esas oyun aramadan sonra başlıyor. İşte bu andan sonra neler yapabiliriz hemen bakalım;

-E-posta binlerce kişiye ulaştıktan sonra illa ki birileri internet üzerinde bir foruma veya bloga iftira e-postasını yapıştırırlar. Bu demek oluyor ki, google aramasını yapan kullanıcılar hala iftira haber ile karşılaşıyorlar.

-Öncelikle google alert ile marka ismini, değişik kullanımları ile birlikte takip etmeye hemen başlamalısınız. Google alert’te takip ettiğiniz kelimeleri reader’ınıza da alabilir, takibinizi kolaylaştırabilirsiniz. Her gün mutlaka sizin hakkınızda çıkan haberlere göz atmalı, en ufak haberi gözden kaçırmamalısınız. Eğer bunu yapıyorsanız hakkınızda çıkan iftira haberi çıktığı anda yakalayabilirsiniz. Ve oyunda hala yenik sayılmazsınız.

Şimdi aksiyon zamanı;

-Hemen şirket içinde ilgili departmanları, varsa PR ajansınızı toplayarak hızlı çözüm önerilerini üretmelisiniz. Bu iftiraya karşı kanıtlı bir yanıt olabilir, genel müdürden bir açıklama olabilir. Ama önemli olan hızlı karar alınması.

-Basına gönderilecek yazı hazırlanırken, internette hemen kendi sitenizde bu konuyla ilgili açıklamanızın olduğu bir sayfa hazırlamalısınız. Ama bu sayfa basit olmamalı. Aksine size atılan iftirayı içeren, içinde kanıtlarınızın bulunduğu hatta klasik bir açıklama yazısı değil genel müdürünüz veya üst düzey yöneticilerinizin birinin elinden yazılmış bir yazının bulunduğu zengin içerikli bir sayfa olmalı. İnternette insanların karşılarında görmek istedikleri şey samimiyet öncelikle. Bu sayfa hazırlanırken mutlaka Arama Motoru dostu bir sayfa olmalıdır. Bu konuda bir uzmana danışmak ona göre sayfa hazırlamak en önemli hamlelerden birisidir.

-Sayfa hazırlanması ve yayına alınması çok hızlı bir şekilde yapılmalıdır, çünkü her ertelediğiniz dakika içerisinde google’da sizin hakkınızda binlerce arama yapılıyor olabilir. İnsanlar bilgi almak istiyor, bir açıklama görmek, eğer o markanın müdavimi ise de içini rahatlatmak istiyor. Arama motoru dostu bir sayfa ile sizin hakkınızda yapılacak olası kelime aramalarında en üstte çıkmanız sizi bu oyunda öne geçirir.

-Ama daha da fazla bir şey yapmak lazım, insanlar aramaya devam ediyor, her kelime aramasında sayfamız en tepede olmayabilir. Hemen google adwords ile bir hesap açılmalı ve size atılan iftira hakkında bilgi almak isteyecek kişilerin karşısına içerisinde açıklama sayfanızın bulunduğu bir reklam kampanyası ile çıkılmalıdır.

Google reader ile haberi anında yakaladık, hemen oturup karar aldık, arama motoru dostu sağlam içerikli bir sayfa hazırlayıp yayına aldık, adwords ile de hakkımızda yapılan olası aramalardan kullanıcıları yakaladık. İşin büyük kısmı bitti.

Amacımız hemen aksiyon almak, bilgi almak isteyen insanlara doğru bilgiler sunmak, en tepede yer alarak bizden başka sayfalarda yanlış bilgi almalarını engellemektir.

Eğer bu olay tahminimizden fazla yayıldıysa, elimizde bulunan kullanıcı veritabanına e-posta da gönderebiliriz. Veya bu iş için farklı e-posta veritabanlarını kullanabiliriz (superteklif) . Burdaki önemli noktada e-posta gönderme işini ciddiye alarak profesyonel olarak büyük veritabanlarına e-posta gönderen firmaları tercih etmemizdir. Gönderdiğimiz e-postalar spam’e düşüyorsa göndermenin bir anlamı yoktur.

Açıklama için, eğer şirketimiz için bir blog tutuyorsak, bu alanı da kullanabiliriz. Bu tarz haberlerin yayılma hızı inanılmaz boyutlardadır. Çünkü işin içerisinde bir şehir efsanesi, insanların birbirlerine boşken bahsedebileceği bir olay vardır. Bir marka önlemini ne kadar geç alırsa zararı o kadar büyük olur.

Zaten söz konusu haber yalan ise, kanıtlarıyla yalanlamak, samimi, dürüst olmak hasarı en aza indirecektir. İnternette kullanıcılar ile markalar yakınlaştı dedik, artık kullanıcılar markalardan klasik açıklamalar değil samimiyet bekliyor. Bir de markalara internette bulunabildiğiniz kadar çok bulunun dedik, işte bu noktada daha bir anlamlandı sanki. Sizin hakkınızda haber almak isteyen kullanıcıların google ilk 10 arama sonucunda yanlış haberlerle karşılaşmalarını istemiyorsanız internette çok daha fazla yer edinin.

Bu konu ile ilgili LCW mağazası kendisine atılan iftiradan sonra google adwords reklamlarını kullanmıştı. İlk ağızdan müşterilerini bilgilendirerek işin büyümesini engellemişti. Siz doğru bilgiyi müşterilerinize hemen ulaştırıyorsanız, kişilerin söyleyebilecekleri ikinci bir şeyleri kalmaz. Ama hiç bir şey yapmazsanız sizin hakkınızdaki şehir efsanesi gerçek bir efsane halini alır.

İletişim Kanallarını Açık Tutmak

Temmuz 5th, 2009 3 yorum

Markalar ve İletişim Kanalları

İnternetin markalara en büyük katkılarından bir tanesi tüketici-marka ilişkisini kolaylaştırması. Yani eskiden sadece raflarda, Tv reklamlarında gördükleri, kolayca ulaşamadıkları markalara artık tüketiciler kolayca ulaşabilmektedirler.

Telefon numaraları,e-posta adresleri gibi ulaşım yöntemleri ile basitçe markaya şikayetinizi, övgülerinizi iletebiliyorsunuz. Fakat bir çok marka bununla da yetinmiyor, twitter, micro site açmak gibi yöntemlerle müşterileriyle daha da yakınlaşıyor, onlardan fikir alıyor, şikayetlerini cevaplıyor. Twitter’ı Comcast gibi bazı firmalar müşteri şikayetlerini, isteklerini karşılayarak kullanıyorlar starbucks gibi bazı markalar ise mystarbucksidea.com gibi sitelerde müşteri önerileri alıyorlar. Ülkemizdeki müşteri-tüketici yakınlaşmasına en güzel örneklerden bir tanesi ise www.ideshot.com, ideshot aracılığıyla da bir çok marka ürününü kullanan kişilerden öneriler alıyor, beğenirse hayata geçiriyor. Beğendikleri önerilere verdikleri hediyeler ile de kazan-kazan prensibini çok güzel uyguluyorlar.

Markalar, internet üzerinde müşterilerinin kendilerine ulaşması adına her türlü iletişim kanalını açık tutmalılar. Eğer web sitenize giren kullanıcı size ulaşmak için eziyet çekiyorsa baştan 1-0 yenik başlarsınız. Ana sayfanıza gelen kişilerin görmeleri gereken en önemli şeyler; telefon numaranız, iletişim linkiniz, farklı istekler için farklı e-mail adresleri, sizi arayalım kurguları, gibi özellikler olmalıdır. Kolayca ulaşılabilir olmanız en önemli artınızdır. Ayrıca twitter,friendfeed gibi siteleri GERÇEKTEN kullanmak, blog açmak markaların tüketiciyle yakınlaşmalarına olanak sağlar.

Markanızla az önce çok kötü deneyim yaşamış biri, internet üzerinde harıl harıl bu firmaya nasıl ulaşırım diye sizi arıyor olabilir. Ararken de nerede bu lanet olası telefonları, e-posta adresleri diyor da olabilir ve muhtemelen 2-3 dakika arayıp sizi bulamadıktan sonra hemen bir şikayet sitesine girip bütün deneyimini yazabilir.

Bu durumda sinirli komşudan kaçan, duvarın arkasına gizlenen ve annesine şikayet edilen çocuk mu olmak istersiniz, yoksa bütün iletişim kanallarınızı açık tutarak müşterilerizin size kolayca ulaşmasını sağlayarak şikayetçi teyzenin karşısına çıkan, özür dileyen, kendini affettiren, konu annesine gitmeden kendi çözen çocuk mu olmak istersiniz?

Tercih sizin, kolayca ulaşılabilir olun, internet dünyasında hiç bir yere kaçılamayacağını unutmayın.

Sayyac.com

Haziran 12th, 2009 4 yorum

Kendi websitelerini yapan bloglarını yazan kişiler olarak bir çoğumuz sitemizle ilgili verileri çok merak ederiz. Eğer bir ölçümleme aracı kullanıyorsak bu araç çoğunlukla google analytics olur.

Daha basit, hesaba girişi kolay olan, siteye girenlerin ip’lerini, sayfa ve kelimeleri kolayca görebileceğimiz siteler de mevcut. Bunlardan bir tanesi de sayyac.com. Extreme tracking’e çok benzeyen bir site olan sayyac, sitenizle ilgili bir çok bilgiyi kolayca bulabileceğiniz bir araç.

Sitenize kod ekleyerek hemen kullanabileceğiniz bu araç bir zaman sonra hastalık yapabiliyor. Nitekim bende de bir sürü analytics aracı kurulu olmasına rağmen, eskiden extreme tracking’e şimdi ise gün içinde defalarca sayyac.com‘a girerek anlık hareketlere bakıyorum.

Siteniz için kolaylıkla kullanabilirsiniz, sanırım daha farklı özellikleri olan paralı versiyonları da mevcut.