Geçtiğimiz hafta 2 gün boyunca Pazarlama Zirvesindeydim. Bu seneki Pazarlama Zirvesi benim aklımda güzel bir atmosfer, iyi konuşmacılar, yeni kişilerle tanışma, eskilerle sohbet etme, kimi sunumlarda eğlenmek gibi anılar ile yer etti.
Lafı fazla uzatmadan bu yazının esas amacına geçeceğim. Belki fark edenleriniz olmuştur, 2 gün boyunca twitter aracılığıyla konuşmalardaki bazı sözleri, genel olarak nelerden bahsedildiğini mümkün olduğunca paylaşmaya çalıştım. Şimdi ise girdiğim sunumlardan aklımda yer edenleri kendi yorumlarımla kısaca özetleyeceğim. Umarım sizler için okurken zevk aldığınız bir özet yazı olur.
Chan Kim “Blue Ocean Strategy” yani mavi okyanus stratejisi ile bir çok ödül kazanmış bir bilim adamı. Harvard Business da yayınlanan bu makalesini ben yaklaşık 2.5 sene önce okumuş ve bir çok arkadaşımla tartışmıştım. Gerçekten güzel örneklerle süslenmiş kaliteli bir makale idi.
Konuşmasının ana konusu mavi okyanus stratejisi idi, mavi okyanus diye bahsettiği kavram yeni fırsatlar yeni alanlar anlamına geliyor. Bir de kırmızı okyanus dediği kavram var ki, bu da çok işletmenin olduğu yoğun rekabetin bulunduğu ortamlar. İşletmelerin büyük çoğunluğu kırmızı okyanusta kanlı bir savaş verirken, çok az kısmı ise mavi okyanusta yeni fikirler ile yeni iş sahaları oluşturarak iş dünyasında farklılık yaratıyorlar. Çok rekabetin olduğu yerlerde bulunan işletmeler her zaman kendi konumlarını korumak için hatta Pazar payı kaybetmemek için savaş verirler ve çok kan kaybederler. Oysa ki günümüzde tüketicilerin gözünde farklılık yaratan onlara yeni kullanım sahalarını yaratan firmalar karlılık bakımından da fazlasıyla öndedirler. Farklılık yaratmak demek olmadık bir ürünü piyasaya sürmek veya macera aramak demek değildir. Mevcut ürününüze yeni kullanım sahaları yaratarak da mavi okyanusları oluşturabilirsiniz. Chan Kim burada örnek olarak Wii’yi verdi. Nintendo normalde herkesin oynadığı bilgisayar veya playstaton oyunlarına yeni bir boyut kazandırarak çok büyük bir satış oranı yakaladı. En önemli yaptığı ise kendine bir masmavi bir okyanus yaratmak oldu.
Chan Kim’in genel olarak anlatmak üzerinde durduğu, anlattığı şeyler bunlardı.
Müşteri deneyiminde fark yaratmak için ne yapmak gerektiğini, yapacağınız eylemin müşteriye kazandırdıkları ve size kazandıracaklarını, en sonunda da yapılacak eylemlerin süreçlerini iyi bir şekilde oluşturmak gerektiğinin altını iyice çizdi. Tüketicilerin 5 duyusuna da dokunmak gerekiyor. Dokunduğunuz duyguları harekete geçirmek için ise neler yapılması gerektiğine iyi karar vermek en önemli aşamalardan bir tanesi. Çünkü müşteri sizinle bir deneyim yaşıyorsa bu deneyimi iyi yaşatmak her şeyden önemli. Müşteri sizin markanızla birlikte bir yolculuğa çıkıyor. Örneğin bir uçak firması için müşterinin deneyimine başladığı yer uçağa bindiği an değil. Sizi ilk gördüğü andan itibaren başlıyor, bileti almaya karar vermesiyle devam edip, sizinle birlikte seyahat etmesine kadar devam ediyor. Bu süreçleri verimli bir şekilde müşteri deneyimini iyi yaşatacak bir şekilde yönetemezseniz sadık müşteriler oluşturabilmeniz biraz hayal çünkü her şey duygudan ibaret. Sizinle yaşadığı süreçte tüketici bir sürü duyguyu bir arada yaşayabilir. Colin Shaw kendisinin ve eşinin yaptığı bir uçak yolculuğundan ve yaşadıkları kötü tecrübeden, duygularından örnek vererek hatta resimli bir şekilde göstererek konuşmaya devam etti. Müşteri deneyimlerinin aşamalarını 4’e ayırıyor;
En altta mahvolmuş bir deneyim var, bu durumda tüketiciler sizi anında terk ediyor, bir üst sırada dikkat çekilebilmiş bir deneyim var ama burada da tüketici sizden bir veya iki defa ürün/hizmet satın alıyor daha sonrasında sizinle olan bağını koparıyor. Daha sonra önerme yapılmaya başlanan bir deneyim var burada tüketiciler sizi seviyor arkadaşlarına önermeye başlıyor. Son aşama ise artık savunma yapılmaya başlanan bir deneyim, tüketiciler sizin en koyu savunucunuz oluyor. Colin Shaw konuşmasında da müşteri deneyimini üstte bahsettiğim gibi yoğun örnekler ile anlattı.
Hepimizi şaşırtan bir tarzı vardı, ilk defa kendisini dinleme fırsatı buldum ve gerçekten çok beğendim. Söylemleri agresifliği görülmeye değerdi. 4P’yi, swot analizini, segmentasyonu, sosyal sınıfları falan tamamen unutun dediJ Kriz ve pazarlama ile ilgili ilginç şeyler söyledi. Rekabet artık had safhada kimsenin kesin bir şekilde belirlenmiş rakibi olamaz. Araba satan bir firmanın rakibi bir otel de olabilir. Sonuç olarak tüketicinin cebindeki ekstra bir parayı tüketici araba alarak da kullanabilir tatile giderek de veya başka bir şey yaparak da. Bu durumda senin rakibin diğer araba firmaları falan olmaktan çıkar. Neye göre segmente edeceksin kendini, hedef kitleni tam olarak nasıl belirleyebileceksin gibisinden düşündürücü sorular sordu. Türkiye’de kriz yeni değil yıllardır bunla yaşanıyor, defalarca kriz atlatıldı ama hala kriz var diye şaşırılıyor buna anlam veremiyorum dedi. İlginç de bir benzetme yaptı; krizde inen pantolon bir daha yukarı çıkmaz dediJ Krizle yaşamanın gerekliliğine dikkat çekti. Genel olarak ilginç etkileyici bir sunumdu. Sunumdan çıkınca ben de Levent Erden’in derslerine girme isteği uyandıJ
İlk gün bu şekilde sona erdi, tabii ki bütün konuşmacıları değil de ilgimi çekenlerin anlattıklarına yer verebiliyorum çünkü bazı sunumlarda da uyumama ramak kalmıştı.