KA-DER yani Kadın Adayları Destekleme Derneğinin son zamanlarda yaptığı reklam kampanyasını görmeyeniniz kalmamıştır heralde, çoğunlukla billboard’larda, az biraz da Tv’de gördük. Yerel yönetimlerde Kadın Aday azlığına dikkat çekmek isteyen KA-DER üç lideri bir araya getirmiş gibi yaparak, yerel seçimlerde %50 kadın aday olmasını destekliyoruz mesajını verdiklerini varsayarak bir çalışma yapmış. Ve bunu da billboard ve tv reklamı ile duyurmaya çalışmış.
Yazının başlığında yılın virali dedim, çünkü yayınladıkları reklamın çok daha fazlasını WOM ile kazandılar . İnsanlar birbirlerine bahsetti, yolda görenler şaşırdı bu ne dedi, bu şekilde bir virüs gibi yayıldı. Ve bana göre yılın en iyi viral çalışmalarından biri olmayı hakettiler.
Bir viral de olması gerekenler çoğu vardı, mesela;
-Şaşırtıcı, aynı ortamda üç lideri kol kola görmek neredeyse imkansız.
-Etkileyici, mesaj normalde verilen mesajlardan çok daha farklı, merak ettirici.
-İlgi çekici, bütün bir reklamı gören insanlar bu ne diye şaşırdılar, uyarıyı okuyamanlar oldu, herkes birbirine sordu, internette araştırıldı.
google arama hacmi: Kasım ayı 33.100 diğer aylarda ort. 8.100
-Esas marka yani Kader geri planda kaldı, mesaj öne çıkarıldı, şaşırtma yöntemiyle ilgi çekildi.
Yani bir viral kampanyada olması gereken her şey vardı, bir virüs gibi yayıldı.
Bu sene içerisinde blogumda reklam kampanyaları, bütünleşik pazarlama kampanyaları, internet pazarlaması vs. hakkında değerlendirmeler yapmaya çalıştım. Şimdi ise sizinle 2009 kehanetlerimi paylaşmak istiyorum, tutup tutmayacağına seneye kadar vereceğiz artık:)
-Bu seneki büyük kriz bütün Dünyada şirketleri daha tedbirli davranmaya itti, bu durum 2009′da şirketleri para harcarken daha dikkatli olmaya yönlendirecek. Artık büyük markalardan küçük şirketlere kadar herkes harcadığı bir kuruşun dahi hesabını yapacak. Eskiden, verdikleri reklamların geri dönüşlerini ölçümlemeye bile tenezzül etmeyen markalar artık ölçüme önem verecek. Hatta ziyaretçilerin belirledikleri hedefe dönüşmesi için reklam verdikleri mecraları etkinliğine göre sıralayacaklar. İnternet, Tv, Gazete farketmeyecek, getirisi olduğunu düşünmedikleri yerleri plandan çıkaracaklar.
-Hedefli reklam verme eğilimi hızla artacak. Markalar daha hedefli reklam verebildiklerinden ve ölçümü daha kolay olduğundan internete yapacakları yatırım miktarı fazlasıyla artacak. Krizin etkilerinin yavaş yavaş geçmeye başlayacağı ilk çeyrekte markalar genel reklam harcamaları konusunda temkinli davranacaklarından bütçelerinde kısıntıya gidecekler.
-Ülkemizde internet reklamcılığına verilen önemin artmasıyla çok daha yaratıcı banner çalışmaları görmemiz mümkün olacak.
-Facebook,youtube gibi sitelerin başarısından dolayı açılan sitelerin sayısında artış devam edecek. Fakat çok site olduğundan aralarında ayakta kalan siteler iş planlarını iyi oturtmuş, belirli reklam modelleri olan ve kullanıcının gerçekten ihtiyacına yönelik veya ihtiyacı kendileri yaratan siteler olacak.
-Sadece belirli ihtiyaçlara odaklanan siteler daha başarılı olacak. twitter, friendfeed, flickr gibi Facebook’un sadece belirli özelliklerini ayrı ayrı kullanıma açan siteler gittikçe artacak. (twitter’ın “şu an ne yapıyorum”,flickr “resim paylaşma” özelliğini aldığı gibi.)
-Video izleme trendi bitmeyecek fakat özelleşmiş sadece belli bir konudaki videoları gösteren siteler artacak. Uzmanlaşma bu konuda da önemli hale gelecek.
-Sitelere video’lu yorum gönderebilme özelliğinin önümüzdeki sene daha fazla kullanılacağını görebiliriz.
-Hedefli reklamcılığın önümüzdeki sene çok daha etkin olacağını düşünürsek, arama motoru reklamcılığı ve özellikle de google ön planda olacak. Önümüzdeki sene adwords kullanmayan şirket kalmayacak.
-KOBİ’ler özellikle Tv, gazete gibi yerlere reklam veremeyeceklerinden daha uygun ama geri dönüşü olan mecraları tercih edecekler. Broşür dağıtma gibi yöntemler yerini google adwords‘e bırakacak. KOBİ’ler adwords ile ilgili internetten daha çok araştırma yapacaklar. İnternette herkesin kullanabileceği araçların bulunması reklam vermekte yaşadıkları zorluğu yok edecek.
-Google ile birlikte internet daha da kolaylaşacak, herkesin kolayca kullanabileceği basit anlatımlı siteler iyice artacak. Her hangi bir aracı kullanmak için saatlerce araştırma yapmaya gerek kalmayacak.
-E-dergi kullanımının artacağını ve artık e-dergilerin de bir reklam mecrası olarak görülüp, bu dergiler için özel video reklamlar hazırlatılacağını düşünüyorum. (Geçen sene bir kaç örneğini görmüştüm)
- Dikkatli para harcanması, reklamların geri dönüşünün daha çok ölçümlenmeye başlamasıyla markalar kendilerine maliyeti olmayan reklam modellerini daha çok araştıracaklar. WOM etkisinden faydalanmak için sosyal ağlardaki marka fan gruplarının önemi daha da artacak.
Şimdilik aklıma gelenler bunlar, aklıma geldikçe eklemeye devam edeceğim.
Bundan yaklaşık 1 ay önce bir paket ve e-mail aldım, mail Uno’dan gelmişti. Unu blogger sofrası diye bir etkinliği tanıtıyor ve beni davet ediyordu. İlk görüşmeye gidemedim fakat ikinci görüşmeyi kaçırmadım gittim.
İyiki de gitmişim, önce Marmara Yelken Kulübünde çok güzel bir kahvaltı yaptık daha sonra Uno’nun fabrikasını gezmeye gittik. Daha önceden tanışmayı istediğim ve tanışamadığım kişiler ile tanıştım. Özellikle de Eray Endeş bunlardan biriydi, neredeyse bir senedir tanışmak istememize rağmen tanışamamıştık. Bir etkinliğin yanında güzel tanışmalara da olanak tanıdı, belki de uzun zamandır internet üzerinden birbirinin sitesini takip eden kişileri karşı karşıya getirdi.
Fabrika gezisinde öğrendiğim şeyler Uno’nun kapasitesi ne kadar büyük bir firma olduğunu gösterdi. Mesela burger king, kfc,popeye, thy, oteller gibi yerlere ekmek yaptıklarını bilmiyordum. Ayrıca 450 çeşit ekmek yaptıklarını da bilmiyordum. Bu açıdan bir çok şey öğrenerek geziyi sonlandırdım.
Öncelikle böyle bir organizasyonu yapan Uno’ya çok teşekkür ediyorum. Bloggerlara verilen değerin arttığı günümüzde Uno gibi şirketler çoğaldıkça bize verilen değerle birlikte daha iyi işler çıkaracağımızı düşünüyorum.
Bu projenin ana mimarlarından Eren‘e, pure’a, bize sıkılmadan fabrikayı gezdiren Uno Üretim Müdürüne (İsmini hatırlayamadım şimdi:))ayrıca teşekkürler ediyorum.
Kriz dönemlerinde en büyük sorunlardan birisi de yatırımların kesilmesidir. Firmalar krizden dolayı bütün harcamalarınızı azaltırlar, tabiki bu kesintiden Pazarlama bütçesi en çok nasibini alanlardandır.
Pazarlama zirvesinde de en çok konuşulan konulardan biri de buydu, neredeyse bütün konuşmacılar krizde pazarlama bütçenizi kısmayın yatırım yapmaya devam edin, kriz bitince kazanan siz olacaksınız dediler. Hatta Nielsen‘den gelen kişi önceki zamanlardan örnekler vererek kriz zamanı yatırım yapanların sonradan çok kazançlı çıktığını belirtti. Mantık şuydu, kriz zamanı herkes elini ayağını pazarlamadan tanıtımdan çektiği için eğer siz pazarlamaya yatırım yaparsanız daha çok sesinizi duyurarak rakiplerinizden çok daha fazla öne geçebilirsinizdi.
Büyük şirketlerin krizde olsa her zaman ekstra paraları mevcuttur ve bu söylemden yola çıkarak, kriz dolayısıyla mecraların fiyatlarının da düşebileceğini göz önünde bulundurursak, para yatırmak ve sesini daha çok kişiye duyurmak çok mantıklı. Belki kriz zamanı geri dönüşleri alamazsınız fakat kriz bitince akılda kalan markalardan biri olacağınız garanti.
Şimdi bu konuşulan herşey aslında büyük markalar için geçerli bir durum, şimdi ülkemize dönelim bu kadar güzel anlatılan krizde mutlaka pazarlama yapın sonra kazanın stratejisinin KOBİ’lerimiz için ne kadar gerçekçi ona bakalım.
Geçen yazımda da insan düşüncelerinin nasıl bir dalgalanmaya yol açtığını belirtmiştim, işçi çıkartılmaları, harcamaların tamamen kesilmesi, harcayan kişilerin de üç kuruşun hesabını yapmak zorunda olduğundan büyük yerlerden daha ucuza ürün almayı tercih ettiğini göz önünde bulundurursak küçük işletmelerimizin zaten olmayan gelirleriyle pazarlama harcamaları yapmaları beklenemez. Zaten küçük işletme dediğimiz kişilerin en büyük pazarlama aktivitesi kartvizit bastırmak, afiş bröşür gibi yere atılan şeyler bastırmaktan öte gitmiyor. Peki şimdi kriz zamanı yatırım yapın demek dükkanında hiç iş yapamayan işletmelerimiz için ne kadar gerçekçi bilemiyorum. Orta ölçekli işletmelerimiz de biraz daha büyük çalışmalar yapsalar da daha çok afiş bastırmak, sektör dergilerine ilan vermekten öte gidemiyorlar. Yani küçük işletmenin sorununun biraz daha büyüğü orta ölçekli işletme için de geçerli.
Peki ne yapsınlar derseniz?
Kesinlikle KOBİ’lerin Pazarlama konusunda bilinçlenmelei şart, artık afiş bröşür gibi yerlere giden hiç kimseye ulaşmayan, kartvizit gibi bir kenara atılan çalışmalar yerine çok daha hedef kitlesine odaklanan reklamlar yapmaları şart. Tüketicisinin nerede olduğunu iyi bilmeli, ona göre hareket edilmeli, yaptıkları harcamalarının hepsinin geri dönüşünü sorgulamalı, rakiplerini analiz edebilmeli ve ona göre yatırım yapmalı.
KOBİ’lere tavsiyelerim;
1-GoogleAdWords kullanmalı ama bilinçli kullanmalı, AdWords eğer hedef kitlenizi iyi belirleyebiliyorsanız, kampanyalarınızı bilinçli bir şekilde optimize edip ölçümleyebiliyorsanız en iyi pazarlama araçlarından bir tanesidir. (Fakat Türkiye‘de büyük şirketlerin bile verimli kullanamadığını düşünürsek, küçük işletmeler bu k0nuda iyi bilgi elde etmeden veya bilenlere danışmadan harcama yapmamalı)
2-Sarı Sayfalar kavramı yurtdışı için çok eski bizim için çok yeni bir kavram, Avrupa ve Abd‘da kullanılan basılı ve online sarı sayfalar yani işletmelerin detaylı ve kategorik şekilde bilgilerinin bulunduğu yayınlar çok tutuluyor. Hatta daha yeni okuduğum makalelerde satış dönme açısından hala en yüksek orana sahip mecra olarak geçiyor. Martin Lİndström de yazılarından işletmelerin mutlaka sarı sayfalara ilan vermesi gerektiğini belirtiyor. Çünkü insanlar ihtiyaç anında bu yayınlara başvuruyor ve satın alma işlemlerini gerçekleştiriyorlar.
3-Eğer orta ölçekli bir fabrikaya sahip iseniz yani üretim yapıyorsanız, alibaba.com gibi siteleri mutlaka takip etmelisiniz. Oralara senelik üyelik yaptırıp, her gün 2 saatinizi ayırarak ürün satabileceğiniz firmaları kontrol etmeli, hemen iletişime geçmelisiniz.
4-Mutlaka web siteniz olmalı, web sitesine para mı vereceğim diyerek çok kötü bir web sitesine sahip olursanız sizi internetten bulanlar sizden ürün satın almayı hiç bir zaman düşünmeyeceklerdir. İnternette Google da her gün milyonlarca arama yapıldığını düşünürseniz, bu büyük alandan siz de kendinize güzel bir yer oluşturmalısınız.
5-Potansiyel olarak sizden alım yapabilecek firmaların listesini çıkartmalı, düzgün bir veritabanında bu kontak bilgilerini saklayarak doğru kişilerle doğru şekilde iletişime geçebilmelisiniz. Ve hiç bir zaman ilk hedefiniz ürün satmak olmasın. İnsanlar yapmacık hareketlere her zaman tepki verirler. Siz kendinizi firmanızı düzgün anlatın ve devamlı iletişimde kalın. Belki 1 sene ürün almazlar ama iyi ilişkiler kurmanın geri dönüşünü daha sonradan fazlasıyla alırsınız. Ortada Kazan-Kazan durumu oluşmadıkça kimse sizden bir şey almaya yanaşmayacaktır.
6-Küçük işletmelerin en büyük faaliyetleri bröşürler, afişler dedik. Buralara vereceğiniz parayı hesaplayın ve daha neler yapabiliriz onu düşünün. İnsanların yerlere attığı bir çalışmada bulunmak size bir şey kazandırmaz ama belki de afişe vereceğiniz 1000 ytl’yi 10 tane ürününüzde ciddi indirimler yaparak kaybetseniz ve insanları işyerinize çekseniz çok daha fazla şeyler kazanacağınız garanti. Sokağa atacağınız bu parayla insanların sizi denemesi için fırsat verin. Hiç bir yerde olmayan indirim veya promosyon yapın, belki o sattığınız üründen zarar edersiniz ama gelen kişileri memnun ederseniz, bir dahaki ihtiyaçlarında siz akıllarına gelen ilk yer olacaksınızdır.
7-Devamlı güleryüzlü olun, gülmek size bir şey kaybettirmez, zaten herkesin suratı asık dolaştığı günlerde bir tutam gülümseme size çok şey kazandırır.
8-Müşterilerinizi sakın kaçırmayın, eğer belli bir müşteri kitleniz varsa onları elde tutmak için her şeyi yapın. Müşteriyi elinizde tutmak yeni müşteri kazanmaktan çoğu zaman daha zor olabilir. Eğer bir sipariş almışsanız her şey bitmiş gibi davranmayın, unutmayın o alışverişte size gelen müşteriyi memnun etmezseniz bir daha sizi seçmesi için neden kalmaz. Olası gecikmelerde siz arayın müşterinizi, her durumdan haberdar edin. Sonradan yetiştiremiyorum demek size çok pahalıya patlayabilir.
Şimdilik diyeceklerim bunlar, umarım okuyanlar için faydalı olmuştur. Her türlü sorunuz öneriniz için iletişim formundan bana mail atabilirsiniz.
Bugünlerde hatta 1 aydır devamlı bu tarz lafları çevremizde duyuyoruz değil mi? Kriz var abi işler çok kötü adam çıkartmamız lazım, kriz var maalesef satışlar berbat durumda, kriz var oturun oturduğunuz yerde, kriz var valla abi elektriği tasarruflu kullanalım vs… Bu örnekler uzar da uzar. Ben de bir süredir neden yeni yazıların yok diyenlere böyle cevap vereceğim bundan sonra “Kriz beni de etkiledi abi yazı bile yazamıyorum bloguma”
Neden? Çünkü dizüstümü açsam yazı yazmaya kalksam elektrik harcayacağım, hadi yazıyı yazsam siteye ek yük, ya ileride barındırma hizmetim yetmezse, peki bir de üstüne yazıyı yayınlayınca ziyaretçi gelse, trafik yaratsa sitede senelik satın aldığım bant genişliğini zorlasa bir de paket mi yükselteceğim durduk yere bu krizde…
Evet hepsi işin latifesi aslında, ama gerçek olan bir şey varki, insanların sokakta konuştukları, esnafın söyledikleri, işten çıkarılmalar…
Enflasyon, piyasadaki taşların oynamasının yanında insanların beklentileriyle oluşan bir olgudur. Yani insanlar gelecekten, belirsizlikten korktuklarından harcama yapmazlar, paralarını dövize yatırırlar, kendilerini garantiye almak isterler, televizyondaki kriz geliyor haberlerini dinlerler, herkes aşağı yukarı aynı şeyleri düşünür aynı hareketleri yapar ve üretilen mallar elde kalır ve beklenen son enflasyon olarak gerçekleşir.
Krizde bu tarz tepkilerin akabinde daha şiddetli bir şekilde ülkeyi etkilemeye devam eder.
Son yaşadığımız kriz yurtdışı tabanlı bir kriz idi. Genelde yurtdışına bağımlı ülkelerde yani bizim gibi ülkelerde etkisi çok daha fazla olabilir. Ama benim takıldığım çok farklı noktalar var.
Kriz bizim ülkemiz için yıllardır varolan bir kavram ama hiç yaşamamışız gibi birden çok fazla tepki verildi, çok şaşırıldı, çalışanlar çıkartıldı, küçük esnaf iyice bitti.
Hani krizi oluşturan ana etmenlerden biri de insanların düşünceleri dedim ya, bu krizde bu zincirleme etkiyi fazlasıyla gördüm. Önce televizyonlar kriz oldu, bizde mahvolacağız, işyerleri ne yapacak, ne olacak sonumuz diye yayınlara başladılar, sonrasında büyük işletmeler dedi ki bu böyle gitmez bir sürü adam çıkartalım işten, işten çıkan adamlar zaten gelirleri bir anda sıfırlandığından hiç bir harcama yapamaz oldular, işsiz kalanların sayısı yüksek olunca bu harcaYAMAMAnın etkisi büyük oldu. Bunu gören vatandaşlar halimize şükredelim, bizi de çıkartırlar belki diyerek elektriklerinden yedikleri yemeklerden feragat eder oldular. Harcamalar sıfırlanınca küçük esnaflara para girişi de olmamaya başladı. Küçük esnaf bu hallere düşünce onlar da kendi başlarının çaresine bakarak harcama yapmamaya başladılar. Yani bir anda bir haber ile bütün ülkedeki insanların büyük çoğunluğu aman dikkat edelim düşüncesiyle zincirleme bir kelebek etkisi yarattılar.
Sonrada markalar sektörü canlandırmak için %50′ler de indirime gittiler, devlet büyükleri rahatlatma konuşmaları yapmaya başladılar.
Şimdi ben merak ediyorum, insanların düşüncelerinin de krize yön verdiği bir zamanda bu tarz hareketler en başta yapılsa, kimsenin telaş etmemesi için rahatlatılma çalışmaları en baştan olsa, koskoca şirketler tamamen krizi bahane ederek o kadar insanımızı işsiz bırakmasa iyi olmaz mıydı?
Abd‘da lüks yaşadı, biz de zamanında lüks yaşamıştık krizi görmüştük. Sadece tüketen toplumlarda bu tarz kriz riskler her zaman vardır. Bugün Abd’nın koskoca şirketleri bile batma noktasına gelmişse, ve bu noktaya geldiklerinde Abd senatosuna yardım için yalvarmaya ÖZEL UÇAKLARIYLA gidiyorlarsa bir yerlerde gerçekten büyük yanlışlar vardır heralde.
Neden bu kadar büyük krizlere karşı planlar her zaman bulunmaz, neden hiç olmayacakmış gibi yaşanır. Neden kriz olmasa da bazı büyük şirketlerde en tepeden lüks giderlerini keserek daha kriz gelmeden önlem alınmaz.
Bu liste böyle uzar gider, insanların düşüncelerinin kriz zamanlarında ortak hareketle ne dalgalar yaratabileceğini göstermek istedim sadece, umarım kriz en az hasarla atlatılır ve bir dahaki kriz olana dek daha iyi tedbirler alınır.
Numara taşınması ile ilgili belli sayılar açıklanmaya başlandı, ve ilk 413000 kişide gördük ki en zararlı çıkan operatör Vodafone. 82654 abone kazanmasına karşılık 202662 abone kaybetmiş. Çok büyük fark var rakamlarda, bu demek oluyor ki mutsuz Vodafone aboneleri Turkcell ve Avea‘ya geçiş yapmışlar.
Önce rakamları bildireyim sonra analize geçelim;
“TURKCELL 219 bin 622 abone kazandı.
AVEA’ya 110 bin 727 abone taşındı.
VODAFONE’a gelen abone sayısı 82 bin 654, çıkan abone ise 202 bin 662 olarak gerçekleşti.”
MarketingTürkiye‘nin haberinde her ne kadar diğer operatörler ne kadar abone kaybetmiş bilinmese de Vodafone’unun en çok yara aldığı bariz ortada.
Vodafone tam numara taşınmasının olduğu gün çok önemli bir kampanyası olan 3500 dakika bedava görüşme kampanyasını sonlandırdı. Bu kampanyaya ben de dahildim hatta Vodafone şubesine gittiğimde bu kampanya bitti dediklerinde şaka yapıyorsunuz sanırım, numara taşınabilirliği başladı nasıl yaparsınız demiştim. Peki yerine ne var dediğimde hiç bir şey yok cevabını alınca yok dedim Vodafone kesin çıldırmış olmalı.
Turkcell gibi bir firma bile genelde indirim bile yapmamasına rağmen sırf abone kazanabilmek için bedava konuşma veriyorsa, Avea’nın zaten yapmadığı ucuzluk kalmıyorsa tam bu önemli olayın olduğu gün kampanyayı bitirmek çok acemice bir hata olsa gerek.
Yerine daha sonradan 1 ytl ile sınırsız konuş gibi bir şey başlattılar ki bu da sadece faturalı abonelere idi. Yani daha önceden bir sürü kampanya yapan Vodafone numara taşınması başladığında bir anda sustu. Ve rakipleri konuşmaya başladı, birisi kaliteye geç dedi, diğeri ben en çok konuşturan operatörüm dedi, hiç bir kampanyasını kesmedi. Sonuç? işte ortada Vodafone’unun çok başarısız süreç yönetimi ve bir sürü abone kaybı.
Tabiki başka nedenler de bu geçişe sebeptir ama ülkemizde insanların en çok baktıkları özellik ucuz konuşma, bir de kaliteyi sevdiğimizden dolayı Turkcell’den vazgeçemiyoruz. Tamam Turkcell’den pek konuşmayı sevmiyoruz ama diğer hatları da ucuza konuşmak için ekstradan alıyoruz.
Bakalım zaman gösterecek? Vodafone bu açığını kapatmak için neler yapacak merakla bekliyoruz…
Google webmaster tool’u uzun zamandır kullanırım, sitemle ilgili teknik detayları kontrol etmem de bana çok faydası olmuştur. iGoogle‘ımda da ekli olduğundan sık sık bakarım. Ve geçen gün bir şey farkettim, ayarlar bölümünde benim hedeflediğim ülkeyi seçebileceğim bir menü vardı, daha önce gördüğümü hatırlamıyordum.
Büyük olasılıkla yeni bir özelliktir diye düşündüm (Siz daha önceden görmüşseniz lütfen belirtiniz).
Google yerel pazarlardaki payını daha fazla artırmak ve daha kaliteli sonuçlar verebilmek için bu yöntemi kullanıyor olabilir. Siteler hedefledikleri ülkeleri seçerler ve Google da sıralama yaparken veya index’lerken o ülkeyi seçen kullanıcılara daha öncelik tanıyabilir. Tabiki herkesin google webmaster kullanmadığını varsayarsak belki de ileride bu özelliği başka türlü de site sahiplerine sunabilirler.
Bu özelliğin sunulması ve yerel sitelere, yerel aramalar içerisinde öncelik verilmesi kaliteli sonuçları daha da artırabilir. En iyisi bir süre beklemek sanırım,eğer böyle bir hedefleri varsa en kısa zamanda bu konuyla ilgili açıklama yaparlar diye düşünüyorum.
Öncelikle herkesin bayramını kutluyorum. Umarım herkes bu bayramı çok iyi bir şekilde sevdikleriyle birlikte geçirir.
Bilirsiniz, bayram zamanları aynı tarz mesajlar telefonunuza defalarca gelir, o bayramda hangi mesaj popülerse herkes alır o mesajı bütün telefon listesine gönderir. Kişiye özel değildir, sıradandır, kötü bir CRM kampanyasından bile farkı yoktur:)
Artık bu tarz mesajların kendilerine özel olmadığını bilen her kişi sadece bakar ve geçer, cevap verme ihtiyacı bile hissetmez belki de sinirlenir, kızar bir farkım yok mu benim herkesten diye söylenebilirde.
Şimdi ben diyorum ki, bu bayramdan itibaren sevdiklerimize bu klasik mesajlar yerine, özelleşmiş mesajlar atsak, hal hatır sorsak hatta yapabiliyorsak telefonla arasak güzel olmaz mı? Sevdiklerimize onların bizim için özel olduğunu hissettirsek kötü mü olur acaba?
Reklamlar için hep ne diyoruz, hepsi birbirinin aynısı, bu mesaj kirliliği içerisinde bütün reklamların ana mesajları kayboluyor, insanlar sadece bir kere görüyor ikinciye unutuyor demiyor muyuz?
Bayram mesajları da aynı, atılan klasik mesajların aynı tarz reklamlardan farkı yok, insanlar bakıyor ve sonra unutuyor, bu kadar mesaj kirliliği arasında özel bir şeyler yapsak daha çok farkedilmez miyiz acaba?
Hadi gelin, bütçemiz yetiyorsa sevdiklerimizi arayıp kısaca hal hatır sorup bayramlarını kutlayalım, olmazsa internetteki operatörlerin sitelerinden bedava mesaj haklarımızı kullanalım en azından ve özelleşmiş mesajlar atalım.
Ben 2-3 bayramdır öyle yapıyorum ve bunun karşılığını telefonla aranarak veya mesajıma güzel bir karşılık alarak mutlaka alıyorum. Bence sizde böyle yapın, belki telefon başında 30 dakika kaybedersiniz ama daha çok şey kazanırsınız emin olun.
Bir kaç gündür gazetede yoğun olarak Avea‘nın yeni reklamlarını görüyorum, ne diyor reklamda; 533lüyüm Avea’lıyım veya 542liyim Avea’lıyım gibisinden bir metin ve altında bir ünlü resmi (Keremcem,Nurgül Yeşilçay…).
Verilmek istenen mesaj bakın bu ünlüler de diğer hatlardan bize geçti sizde geçin gibi bir mesaj. Ama daha baştan bana göre cümle çok düşük bir cümle, kaç kişiye bu reklamı gösterdiysem ilk başta bir afallama yaşıyor. 533lüydüm yazsa anlayacağım ama yanlış hatırlamıyorsam 533lüyüm Avea’lıyım yazıyordu. Cümlenin düşüklüğünü ve bana göre reklamın anlamsız olmasını geçtim. Gerçekten çok merak ettiğim bir şey var, bu ünlü kişiler gerçekten Avea’lı mı? yani geçtiler mi? Bana pek inandırıcı gelmiyor. Malum kim ne derse desin TurkcellTürkiye‘nin çekim gücü en yüksek operatörü, geçmişi eski olduğundan Turkcell kullanan da çok fazla. Yani bana kalırsa bu ünlülerden hiç birisi Avea’ya geçmemiştir, geçse bile yeni bir Turkcell hat çıkardıklarına eminim:)
Geçseler bile acaba Avea’da kalmayı ne kadar garanti ettiler, uzun süreli bir anlaşma mı imzalandı acaba?
Giysi de yiyecekte içeçekte ünlü kullanımını daha iyi anlarım, hani kanaat önderleri vardır, güya insanlar da görür onların her hangi bir markayı kullandığını ve o markayı kullanmak için istek duyarlar. Ama sektör GSM sektörü, insanlar hat kararlarını kazık yemek uğruna ünlü birisi kullanıyor diye değiştirmez. Öncelikle birincil etken sevgilisinin kullandığı hattır, ucuz konuşup konuşmadıklarıdır, faturanın ne kadar geldiğidir.
Bence Avea’nın genel kampanyaları gibi zayıf bir reklam çalışması diye düşünüyorum. Siz ne düşünüyorsunuz?
Kendisi oldukça kariyerli ve genç bir profesör. Ekonomi konusunda gerçekten bir uzman diyebilirim. İyi bir konuşmacı ve sunumcu. Ekonomik kriz ile ilgili değişik benzetmeleri ve yorumları vardı.
Genel olarak ekonomik kriz ile benzetmelerini boks üzerinden yaptı. Boks yaparken öncelikle sağlam durulması gerektiğini, daha sonra güçlü ve hızlı yumruklar ile rakibinizi alt edebileceğinizi söyledi. Şirketlerin de krizlere karşı her zaman güçlü olmaları gerektiğini, kriz gelmeden kriz varmış gibi hazırlıklı olmalarını, kriz geldiğinde ise yaptıkları hazırlıklar sayesinde daha esnek bir yapıya daha çabuk hareket edebilen bir yapıya kavuşabileceklerini belirtti. Şimdiye kadar ayakta kalan ve batan firmaları ele aldı. Batan firmaların esneklik ve hız’dan dolayı kaybettiklerini söyledi.
Çabuk hareket edebilme yeteneği ne değildir sorusuna şu yanıtları verdi;
Sadece bir şey değildir 3 şeydi dedi.
Operasyonel olarak hızlı hareket edebilme: Odaklanılmış bir iş modeli çerçevesinde mevcut olanakları rakiplerden daha hızlı hareket ederek seçenekleri genişletmek.
Portföy konusunda hızlı davranabilme: Verimsiz iş kanallarından verimli iş kanallarına kaynakları hızlı bir şekilde aktarabilme.
Stratejik olarak hızlı hareket edebilme: Yeni alanlar ortaya çıktığında oyunun kurallarına kolayca adapte olabilme.